Sinema Sohbet Bölümü icinde Oscar Bekleyen Filmler. konusu , Geçtiğimiz senelerde özellikle Venedik ve Toronto sonrasında Oscar yarışı hafiften şekillenmeye başlar, sonrasında da bu yönde verilen ödüllerle Oscar’a giden yol daha da kesinleşirdi. Ancak bu sene ne Cannes, ne …
|
|||||||
|
|
#1 |
|
Geçtiğimiz senelerde özellikle Venedik ve Toronto sonrasında Oscar yarışı hafiften şekillenmeye başlar, sonrasında da bu yönde verilen ödüllerle Oscar’a giden yol daha da kesinleşirdi. Ancak bu sene ne Cannes, ne Venedik ne de Toronto’dan herkesi tam olarak memnun eden bir film çıkmadı. Elbette yarışa dair belli hatlar da kesinleşti ancak şu anda kesin bir favoriden bahsetmek zor. Pek çok iddialı film son dakika vuruşu yapma ihtimaline sahip ve iddialı olabilecek bazı projelerin ise ancak fragmanlarını görebildik. Bu senenin en büyük farklılığının da ‘en iyi film’ kategorisindeki film sayısı olduğunu belirtmek gerekiyor. Akademi’nin yeni belirlediği bir kuralla artık 10 aday zorunluluğu yok. Ancak belli bir oy çoğunluğu alan filmler, aday olabilecek. Dolayısıyla aday sayısı da 5 ila 10 arasında değişebilecek. Şimdi bu senenin Oscar için en iddialı filmlerine bir göz atalım: ![]() Extremely Loud and Incredibly Close Stephen Daldry, şu ana kadar sadece 3 film yönetti. Ancak üçüyle de en iyi yönetmen adaylığı almayı becerdi. Hele hele şok edici ‘The Reader’ adaylığı sonrasında, bu adam ne yaparsa aday olur batıl inancına sahip olabiliriz. Film oldukça duygusal ve empati kurulası bir öyküye sahip gözüküyor. Henüz daha hiçbir yerde gösterilmediği için sadece fragmana bakıp konuşabiliyoruz. Ancak Oscarlı görüntü yönetmeni, editörü ve senaristine adaylık çıkarabilir. Ayrıca Daldry şu ana kadar filmlerinde oynayan kadın oyuncularına hep şans getirdi. Julie Walters ‘Billy Elliott’la adaylık alırken Nicole Kidman ve Kate Winslet ilk Oscar’larını Daldry filmleriyle kazandı. Dolayısıyla (yüksek ihtimalle yardımcı kategoride) Sandra Bullock’un gazabından korkun. Yine de, kesin yorumları film görücüye çıktıktan sonra yapmak gerek elbette. ![]() The Descendants 2004’te yaptığı Sideways’den sonraki ilk uzun metrajıyla bomba gibi bir geri dönüş beklediğimiz Alexander Payne, filmin festival zincirindeki ilk gösterimlerinde alkışlara boğulmadı, ancak filmi bayağı beğenen bir kitle mevcut. George Clooney’nin oynadığı Matt karakterinin karısı komadayken yaşadıklarını ve yüzleştiği gerçekleri anlatan film fragmana bakarsak klasik Payne anlatımından nasiplenmiş gözüküyor. İlk gelen eleştiriler de o yönde. Vıcık vıcık olmasa da içimize işleyen bir duygusallık, kuru bir mizah ve güçlü oyuncular. Film Toronto’da büyük olay yaratmamasına karşın Akademi’nin bu öykü ve oyunculara kayıtsız kalmayacağını tahmin etmek zor değil. Clooney’nin yanında yardımcı oyunculardan da sürpriz çıkabilir. Senaryo adaylığına ise kesin gözle bakabiliriz. ![]() War Horse Steven Spielberg’ün ‘sizi bol bol ağlatacağım’ bakışlı filmi ‘War Horse’ fikir olarak aslında klasik bir TV filminden hallice. Proje olarak hiç çekici gelmese de, Aralık’ta görücüye çıkacak olan bu film fragmanıyla çok daha fazla şey vaat ettiğini de kanıtladı. Envai çeşit teknik kategorileri bir kenara bırakalım; Spielberg’ün tescilli ağlatabilme yeteneği ve eski moda epik sinema anlayışının düzgün bir temsilcisi olma ihtimali War Horse’u ciddiye almayanlar için bile Oscar iddialarında vazgeçilmez kılmaya yetiyor. Özellikle uyandıracağı nostaljik duyguyu da düşünürsek War Horse bayağı bir Akademi üyesini etkileyecektir. ![]() The Help Bu yazın sürpriz hiti The Help, aldığı övgülerin yanında getirdiği etkileyici gişesiyle de yarışın vazgeçilmezlerinden biri olmuş durumda. Özellikle Viola Davis üzerinden oyuncular son derece beğenildi. Daha önce hiç radarımızda olmayan Tate Taylor ise bu ikinci uzun metrajında yazdığı senaryosuyla seyirci ve eleştirmenleri oldukça etkilemiş gözüküyor. Yine de The Help’in sadece oyuncularıyla var olabilen vasat bir seyirlik olduğunu düşünenler de var. Yine de rüzgarın şimdilik bu filmden yana olduğunu belirtelim. Muhtemelen gecenin büyük ödülünü kazanmak konusunda pek bir iddiası olmaz ama The Help’in en iyi film adaylığına Akademi üyelerinden vize çıkar gibi duruyor. ![]() The Artist The Artist, bu senenin en prestijli ve iyi eleştiri alan filmlerinden birisi. Cannes’da çok iyi yorumlar aldı üstüne de başrol oyuncusu Jean Dujardin’e en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandırdı. Film Fransız yapımı olmasına rağmen öyküsü Hollywood için gayet tanıdık. Sessiz sinemanın altın çağında çok popüler bir yıldızken sinemanın sesle tanışmasıyla birlikte kariyeri düşüşe geçen bir aktörün hikayesinin anlatıldığı filmin en büyük handikapı ise dönemin sinema anlayışına uygun bir anlatımla perdeye aktarılması filmin büyük çoğunluğunun da bu sebeple sessiz olması. Bu durum elbette Akademi üyeleri için ayrıksı bir durum yaratabilir. Ancak yine de filmin en iyi film adaylarına girme şansı çok yüksek. ![]() Moneyball Bu yılın sürpriz bir şekilde adından söz ettiren bir diğer filmi ise Moneyball. Düşük bütçeli bir beyzbol takımının koçunun takımını üstlere taşımak için çabalamasını aktaran film, özellikle ‘bu sadece bir spor filmi değil’ yorumlarıyla dikkat çekti. Brad Pitt’in bu filmle adaylık almasına kesin gözle bakılıyor. Dahası hem eleştirmenlerden hem de seyirciden ilgi görmesi filmin kendisine de büyük şans tanıyor. Filmin yönetmeninin ilk filmi Capote’yle Oscar adaylığı alan Bennett Miller, senaryo yazarlarının da hali hazırda Oscar’lı Steven Zaillan (Schindler’s List) ve Aaron Sorkin (The Social Network) olduğunu da belirtelim. ![]() The Tree of Life Cannes’da Altın Palmiye alan ‘The Tree of Life’ kimilerine göre yarışın en iddialılarından birisi gibi gözüküyor. Terrence Malick’in yıllardır üzerine çalıştığı proje şüphesiz pek çok sinefil tarafından yere göğe sığdırılamıyor. Ancak çok kişisel ve seyircinin empati kurabileceği bir dramatik çatısı olmayan filmin ‘en iyi film’ adaylığına da kesin gözle bakmak pek doğru olmaz. Muhtemelen çoğu Akademi üyesinin de, filmi beğenmeyenler gibi, fazla kendini beğenmiş olduğunu düşünme ihtimali yüksek. Yine de teknik adaylıklarda iddialı olan film bir sürpriz yapıp Akademi üyelerinin damarına basmayı başarıp etkileyebilir de... ‘The Tree of Life’ muhtemelen eleştirmenler cephesinde aldığı ödüllerle adından bahsettirebilir, ama asıl kaderi sektör birliklerinin ödülleri açıklandığında belli olacak. ![]() Midnight in Paris Woody Allen, çok uzun zamandır bir ‘en iyi film’ adayı çıkaramadı. Özellikle 90’lar itibariyle, kendi aldığı senaryo adaylıklarının yanında daha çok oyuncularına çalıştı. Son dönemde ise Oscar’lardaki aday çıkarma başarısı ağır aksak ilerliyor. Ancak son iki yıldır düzenlenen 10 adaylık sistemi pek çok şans verilmeyen filmin bu kategoride gülmesine sebep oldu. Bu sene aday sayısının 10 olacağı garanti olmasa da, özellikle yukarıda saydığımız filmlerden bazılarının fiyasko çıkması durumunda Woody Allen’ın oldukça iyi eleştiriler alan filmi de bir şekilde adaylar arasına girebilir. Yine de çok ihtimal vermemek gerek. [Sadece Kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilir. ] |
|
|
| The Following User Says Thank You to eliflendim For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
Kadin yonetmenimiz yine yok galiba
|
|
|
|
|
#3 | |||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||
|
![]() |
| İşaretlemeler |
| Seçenekler | |
|
|