Genel Kültür icinde Osmanlı İmpar.Hakında Herşey(Tablo,Granür,Kronoloji,Padişah-İndeks,Savaşlar) konusu , MEHMED REŞAD: SULTAN MEHMED REŞAD 1909 - 1918 Babası : Sultan Abdülmecid Annesi : Gülcemal Kadın Efendi Doğumu : 02 Kasım 1844 Ölümü : 03 Temmuz 1918 Saltanatı : 27 …
|
|||||||
|
|
#251 |
|
MEHMED REŞAD:
SULTAN MEHMED REŞAD 1909 - 1918 Babası : Sultan Abdülmecid Annesi : Gülcemal Kadın Efendi Doğumu : 02 Kasım 1844 Ölümü : 03 Temmuz 1918 Saltanatı : 27 Nisan 1909 - 1918 ![]() MEHMED REŞAD Sultan Mehmed Reşad 2 Kasım 1844 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadın Efendi'dir. Annesi Çerkezdir. Çocukluğu, padişah olan babasının yanında geçti. Eğitim ve öğrenimine gereken önem gösterildi. Sultan Mehmed Reşad, amcası Sultan Abdülaziz zamanında rahat bir şehzadelik yapmasına rağmen ağabeyi Sultan İkinci Abdülhamid zamanında sarayda hapis hayatı yaşadı. Veliaht olduğu için devamlı kontrol altında tutuluyordu. Sultan Mehmed Reşad günlerini haremde geçirir, şiir ve kitap okurdu. Sultan Beşinci Mehmed Reşad, İttihat ve Terakki partisinin desteğiyle tahta çıktığında 65 yaşındaydı. Sultan İkinci Abdülhamid'in padişahlığı sırasında devlet işleriyle yeterince ilgilenmemişti. Padişahlığı sırasında yönetim daha çok İttihat ve Terakki partisinin ileri gelenlerinden Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın eline geçmişti. TRABLUSGARP SAVAŞI Sömürgecilik yarışında birliğini geç sağladığı için geri kalan İtalya, Kuzey Afrika'da Osmanlılara ait olan Trablusgarb'ı ele geçirmek istedi. Avrupalı devletlerin de desteğini alan İtalya, Osmanlı Devleti'ne bir ültimatom vererek, Trablusgarp'ın kendisine bırakılmasını istedi. İtalyanların bu isteği reddedilince Trablusgarp ve Bingazi işgal edildi (1911). Mustafa Kemal ve Enver Bey Trablusgarp'a geçerek Derne ve Tobruk'da önemli direniş hatları oluşturdular. İtalya Osmanlı Devleti'ni barışa zorlamak için Çanakkale'de Türk istihkamlarını denizden topa tuttular. Ayrıca Oniki adaya asker çıkardılar. Balkan Savaşlarının başlaması üzerine İtalyanlarla barış imzalandı ve Trablusgarp Savaşı sona erdi. Yapılan Uşi Barış Antlaşması'na göre; Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya verildi. Oniki ada Yunanistan'ın işgal etmemesi için geri verilmek üzere İtalya'da kalıyordu. I. BALKAN SAVAŞI Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Osmanlı Devleti'ni Balkanlardan çıkarmak isteyen Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ Trablusgarp savaşıyla uğraşan Osmanlı Devleti'ne savaş açtılar. Rusya'nın saldırmama garantisine güvenen Osmanlı İmparatorluğu ordularını terhis etmişti. Birinci Balkan Savaşı sırasında birçok cephede birden savaşmak zorunda kalan Osmanlı Devleti ağır yenilgiler aldı. Bulgarlar Çatalcaya kadar ilerlediler, Yunanlılar Selanik'i işgal etti. Bu olaylardan faydalanan Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. II. BALKAN SAVAŞI Osmanlı Devleti'nden aldıkları toprakların kendi aralarında paylaşırken anlaşmazlık içerisine girdiler. Sırbistan, Yunanistan ve Romanya Bulgaristan'a karşı savaşa başladı. Osmanlı Devleti bu fırsattan yararlanarak Bulgaristan'a savaş ilan etti. Osmanlı ordusu tarihi şehir Edirne'yi kurtardıktan sonra Meriç'e kadar ilerledi ancak, Avrupalı devletlerin müdahalesi ihtimaline karşı daha fazla ileri gitmedi. İkinci Balkan Savaşı sonunda yapılan İstanbul Antlaşması ile Edirne ve Kırklareli Türklere geri verildi. Kavala ve Dedeağaç ise Bulgaristan'da kaldı. İki devlet arasında Meriç nehri sınır oldu. I. DÜNYA SAVAŞI Avrupa'da yaşanan sanayi inkılabından sonra, fazla mal üreten ülkeler yeni sömürgeler ve pazarlar bulmak için aralarında yarışıyor ve kendi aralarında gruplaşıyorlardı. Osmanlı Devleti, 28 Haziran 1914 tarihinde başlayıp, 1918 yılına kadar devam eden ve bu süre içinde milyonlarca insanın ölmesine ve sakat kalmasına ekonomik olarak büyük hasara yol açan Birinci Dünya Savaşı'na Almanya'nın yanında katıldı. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'nda birçok cephede savaştı. Çanakkale Savaşı'nda tarihin en büyük direnişlerinden birini gerçekleştiren Türk milleti, tüm olumsuz şartlara rağmen, düşman donanmasının boğazlardan geçmesine izin vermedi. Osmanlı birlikleri, her cephede kahramanca mücadeleler vermesine rağmen, kazandığı yerel başarılar sonuca etki etmedi. Milletin başarıya ulaşması için dua etmekten başka bir iş görmeyen Mehmet Reşad, Osmanlı İmparatorluğu'nun bu feci şartları içinde, 1918 yılında kalp yetmezliğinden dolayı vefat etti. ![]() MEHMED REŞAD(Tuğrası)
__________________
>>> AKSİNİ BELİRTMEDİKÇE BÜTÜN KONULARIM ALINTIDIR <<< ![]() |
|
|
|
|
#252 |
|
MEHMED VAHİDÜDDİN :
SULTAN MEHMED VAHDEDDİN 1918 - 1922 Babası : Sultan Abdülmecid Annesi : Gülistu Kadın Efendi Doğumu : 02 Şubat 1861 Ölümü : 15 Mayıs 1926 Saltanatı : 04 Temmuz 1918 - 01 Kasım 1922 ![]() MEHMED VAHİDÜDDİN Sultan Mehmed Vahdeddin otuz altıncı ve son Osmanlı padişahıdır. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülistu Kadın Efendi'dir. 2 Şubat 1861 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, Sultan Mehmed Vahdeddin doğduğu yıl, annesi Gülistu Kadın Efendi de, o henüz çok küçükken vefat etmişlerdi. Çocuk denecek yaşlarda hem öksüz, hem yetim kalan Sultan Mehmed Vahdeddin, babası Sultan Abdülmecid'in kadınlarından Şayeste Kadın tarafından büyütüldü. Sultan Abdülaziz'in saltanatı sırasında henüz bir çocuk olduğu için serbest yetişti. Eğitim ve öğrenimi ile ağabeyi Sultan İkinci Abdülhamid henüz padişah değilken bile yakından ilgilendi. Sultan İkinci Abdülhamid, saltanat yıllarında da bu tutumunu değiştirmedi, ona hep değer verdi ve onu korudu. Bu yüzden ağabeyinin saltanat yıllarında rahat bir hayat yaşadı. Sultan Mehmed Vahdeddin, çok okurdu, okuduğunu iyi anlardı. Özellikle fıkha ait eserler ilgisini çekmişti. Kitabeti ve imlâsı düzgündü. Zekî bir insandı, fikirlerini kâğıt üstüne aktarmakta zorluk çekmezdi. Çok nazik bir insan olan Sultan Mehmed Vahdeddin, Viyana seyahati sırasında hem yanındakileri hem de yabancıları nezaketine hayran bırakmıştı. Az konuşur, daha çok dinlemeyi sever ve birisini dinlerken pür dikkat kesilirdi. Sultan Mehmed Reşad, padişah olduğu zaman, yaş bakımından Sultan Mehmed Vahdeddin'den daha büyük olan Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin veliaht idi. Yusuf İzzeddin'in ölümü üzerine veliahtlığa Sultan Mehmed Vahdeddin getirildi. Veliaht olarak bulunduğu yıllarda, Birinci Dünya Savaşı çıktı. Savaş sırasında Osmanlı Devleti'nin veliahtı olarak Almanya'ya resmî bir gezi yaptı. Bu seyahatinde yanında Mustafa Kemal de bulunudu. Sultan Mehmed Reşad'ın ölümü üzerine, Sultan Altıncı Mehmed Vahdeddin sanı ile padişah oldu. MONDROS MÜTAREKESİ 30 Ekim 1918 tarihinde, Limni adasının Mondros Limanı'nda Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay'ın Başkanlığı'nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Calthorp'un Başkanı olduğu İtilâf Devletleri Heyeti arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile silahlı çatışma sona ermiştir. I. Dünya Savaşını bitiren bu antlaşma aslında çok ağır şartlar taşıyordu. Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı Devleti'nin yıkılışını öngörmekte; İtilâf Devletleri'ne Osmanlı Devleti'nin herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanımakta idi. Mustafa Kemal bu mütareke ile ilgili olarak şunları söylüyordu; Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilâsı için onlara muaveneti (yardımı) de vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilâya maruz olacağı şüphesizdir. Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilâf Devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden, Türk topraklarının taksimine giriştiler. Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi gereğince, bütün bir memleketin işgali için İtilâf Devletleri'ne imkân veriyordu. Mondros Ateşkes Antlaşması'nın başlıca hükümleri şunlardır: 1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz'e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkâmlarının İtilâf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır. 2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir. 3- Karadeniz'deki torpiller hakkında bilgi verilecektir. 4- İtilâf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul'da teslim olunacaktır. 5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir. 6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır. 7- İtilâf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır. 8- Osmanlı demiryollarından İtilâf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır. 9- İtilâf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır. 10-Toros Tünelleri, İtilâf Devletleri tarafından işgal olunacaktır. 11- İran içlerinde ve Kafkasya'da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler. 12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilâf Devletlerine geçecektir. 13- Askerî, ticarî ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir. 14- İtilâf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye'den temin edeceklerdir (Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır). 15- Bütün demiryolları, İtilâf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır. 16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak'taki kuvvetler en yakın İtilâf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır. 17- Trablus ve Bingazi'deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır. 18- Trablus ve Bingazi'de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır. 19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğundan olanlar bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir. 20- Gerek askerî teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilâf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir. 21- İtilâf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir. 22- Osmanlı harp esirleri, İtilâf Devletlerinin nezdinde kalacaktır. 23- Osmanlı Hükümeti, merkezî devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir. 24- Altı vilâyet adı verilen yerlerde bir kargaşa olursa, vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilâf Devletleri haiz bulunacaktır. 25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahallî saat ile öğle zamanı sona erecektir. SEVR ANTLAŞMASI Ana hatları 24 Nisan 1920'de San Remo Kanferansı'nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920'de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti'ne verilmişti. Antlaşması'nın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilâf Devletleri'nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920'de Anadolu'da ve Trakya'da saldırıya geçti. Bursa'nın, Balıkesir'in, Uşak'ın ve Nazilli'nin ardarda işgali ile Sevr'in uygulanmasını sağlamak ve Antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu. Sultan Vahdeddin'in başkanlığında toplanan Şûra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920'de "zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer" görerek Antlaşma'nın onanmasına karar vermiştir. Tevfik Paşa'nın, Türk topraklarını parçalayan, millî şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damad Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hâdi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşmasını 10 Ağustos 1920'de imzaladılar. Sevr Antlaşması'na göre, Osmanlı Devleti parçalanıyor, Türk Milleti de yasama hakkından yoksun bırakılıyordu. Rumeli sınırımız aşağı-yukarı İstanbul vilâyeti olarak tayin olunuyordu. Batı Anadolu ( İzmir ve havalisi) Yunanlılara veriliyordu. Güney sınırı ise, Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos dağları ve Osmaniye'nin kuzeyinden geçmekte ve bu sınırın güneyini Fransa'ya bırakmakta idi. Doğuda Bayazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında bir Kürdistan kurulacaktı. Bunun dışında, Türkiye'ye bırakılan topraklar nüfus mıntıkalarına ayrılmakta; İtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve Malatya bölgesi üzerinde, İngilizler de Irak'ın kuzey kısmında nüfuz bölgeleri tesis ediyorlardı. İstanbul'da ise hükümet ve padişah oturacak fakat, İstanbul milletlerarası bir şehir olacak, Boğazlar'da ordusu, donanması, bütçesi ve organize kuruluşları ile bir komisyon bulunacaktı. Türklere bırakılan bölge, hakimiyet hakkı en ağır şekilde sınırlanmış, Ankara ve Kastamonu vilâyetleri ve dolayları idi. Sevr'e göre, memleket dahilinde bulunan azınlıklar Türklerden daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar birçok yükümlülüklerden kurtuluyorlar, yeniden hiç kimsenin Türk tabiyetine de girmesine müsade edilmiyordu. Devletin askerî kuvveti, her bakımdan sınırlanarak azamî miktar 50.700 kişi olacak; tank, ağır top, uçak bulunmayacaktı. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7 gambot ve 6 torpidodan ibaret olup, donanmada denizaltı da bulunmayacaktı. Diğer taraftan mâlî ve iktisadî hükümler, Osmanlı Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe saydıracak şekilde sınırlayıcı ve külfet teşkil eder mahiyette olup, Osmanlı Devleti'ni İtilâf Devletlerinin müşterek sömürgesi haline getiriyordu. İngiliz, Fransız ve İtalyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mâli Komisyon, Osmanlı Devleti'nin gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sıfatı ile bağdaştırılmayacak şekilde bağlamakta idi. Sevr Antlaşması'nın Osmanlı Hükümeti'nce imzalanması, Anadolu'daki millî mücadele azmini kuvvetlendirmiş, halkın İstanbul Hükümeti'nden ümitlerini kesmesine neden olmuştur. Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması'nı imzalayan ve bunu onaylayan Şûra-yı Saltanat'ta bulunanları vatana hıyanetle itham ederek vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilân etti. KURTULUŞ SAVAŞI Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına Almanya'nın yanında katılmıştı. Ağır ve yorucu savaşlardan çıkmış Osmanlı kuvvetleri savaş sırasında kahramanca çarpışmalarına rağmen, düşman kuvvetlerinin tüm yurdu işgal etmelerine karşı koyamamışlardı. Bu sıralarda imzalanan Mondros ve Sevr Antlaşmaları, Osmanlı Devleti'ni tamamen yok etmeye ve Türk yurdunu parçalamaya yönelik hazırlanmıştı. Sultan Mehmed Vahdeddin Osmanlı Mebusan Meclisi'nin toplanmasına karar verdi. Toplanan meclis düşman devletlerin görüşleri dışında bir karar alarak Misak-ı Millî'yi kabul etti. Bunun üzerine İngilizler İstanbul'u resmen işgal edip Osmanlı Mebusan Meclisi'ni dağıttılar. 19 Mayıs 1919 yılında Samsun'a çıkarak Millî Mücadele hareketini başlatan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Anadolu'daki direniş hareketini örgütlediler. Kongreler, Kuva-yı Milliye direnişleri gerçekleştirildi. Nihayet 23 Nisan 1920'de TBMM'nin Ankara'da açılmasına karar verildi. Türk milleti, canını ve malını hiçe sayarak girdiği Kurtuluş Savaşı'ndan muzaffer çıkmış, düşmanlar vatan topraklarından atılmıştı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa idaresinde büyük bir zafer kazanılmıştı. Yeni meclis saltanatın kaldırılması ve Osmanlı hanedanının Türk topraklarından çıkarılmasını istemişti. İSTANBUL'DAN AYRILIŞI Hayatını tehlikede gören Sultan Mehmed Vahdeddin, İstanbul'daki işgal kuvvetleri komutanına baş vurarak İngiliz devletine sığınmak istediğini bildirdi. 17 Kasım 1922 sabahı İsranbul'dan Malaya isimli bir İngiliz zırhlısı ile ayrıldı. Saraydan ayrılışından sonra Vahdeddin önce Malta'ya, daha sonra Hicaz'a gitti. Mekke'de bir süre kaldıktan sonra İtalya'nın San Remo şehrine giderek vefatına kadar orada kaldı. ÖLÜMÜ Sultan Mehmed Vahdeddin, San Remo'da kalp yetmezliğinden dolayı 15 Mayıs 1926 günü 65 yaşında vefat etti. Vatan topraklarına gömülmek en büyük arzusuydu. Ancak bunun mümkün olmayacağını bildiği için en azından halkı müslüman olan bir ülkenin topraklarına gömülmek istemişti. Şam'daki Selâhaddin Eyyubi Türbesi'ni seçmişti ve bu son arzusuydu. Cenazesi alacaklıların haciz koymaları yüzünden bir süre ortada kaldı. Ancak devrin Suriye Devlet Başkanı Ahmed Nami Bey, olayı duyunca çok üzüldü ve bütün borçlarını ödeyerek, cenazesini Suriye'ye getirtti. Ancak toprağa verilmeyi çok arzuladığı Selâhaddin Eyyubi Türbesi doluydu. Ahmed Nami Bey, Sultan Mehmed Vahdeddin'in cenazesinin Sultan Selim Camii'nin bahçesine gömülmesini sağladı. ![]() MEHMED VAHİDÜDDİN(Tuğrası)
__________________
>>> AKSİNİ BELİRTMEDİKÇE BÜTÜN KONULARIM ALINTIDIR <<< ![]() |
|
|
|
|
#253 |
|
Sultan Vahdettin Hanın hayatını tarafsız bir biçimde özetlediğin için konuyu açan arkadaşıma çok teşekkür ederim .Sultan Vahdettin toplum içinde vatan haini olarak nitelendirilmiştir.İnsanlar kulaktan dolma bilgilerle bu kanıya varmaktadır.Bilinmelidirki Osmanlı Hanedanı soyundan gelmiş insanlar mübarek insanlardır bu kandan gelen hiç kimse vatan haini olamaz o dönemlerde yaşamak gerekir.Sultan Vahdettin M.Kemal in önünü açan kimsedir.o kendisini vatanı uğruna feda etmiştir.O insan vatan toprağına abdestsiz basmayan biridir.İstanbul dan ayrılırken devlet hazinesinden teklif etmelerine rağmen "^Ben halkımın öksüz dul yetimin fakir halkımın hakkını alamam diyerek ret etmiş ve ölümünün yaklaştığı zamanlar büyük bir maddi sıkıntı içerisine girmiş yaverinin padişah mührünü satıp borçlarını ödemeye çalışmıştır ve kendisine yakışmıyacak bi şekilde hayata feda etmiştir.Lütfen
Sultan Vahdettin Hanın hayatını tarafsız bir biçimde özetlediğin için konuyu açan arkadaşıma çok teşekkür ederim .Sultan Vahdettin toplum içinde vatan haini olarak nitelendirilmiştir.İnsanlar kulaktan dolma bilgilerle bu kanıya varmaktadır.Bilinmelidirki Osmanlı Hanedanı soyundan gelmiş insanlar mübarek insanlardır bu kandan gelen hiç kimse vatan haini olamaz o dönemlerde yaşamak gerekir.Sultan Vahdettin M.Kemal in önünü açan kimsedir.o kendisini vatanı uğruna feda etmiştir.O insan vatan toprağına abdestsiz basmayan biridir.İstanbul dan ayrılırken devlet hazinesinden teklif etmelerine rağmen "^Ben halkımın öksüz dul yetimin fakir halkımın hakkını alamam diyerek ret etmiş ve ölümünün yaklaştığı zamanlar büyük bir maddi sıkıntı içerisine girmiş yaverinin padişah mührünü satıp borçlarını ödemeye çalışmıştır ve kendisine yakışmıyacak bi şekilde hayata feda etmiştir.Lütfen tarihimizi iyi bilelim yanlışlar veya doğrular bu bizim tarihimiz ecdadımızın bıraktığı bu aziz vatanın kıymetini bilelim.saygılarımla
__________________
>>> AKSİNİ BELİRTMEDİKÇE BÜTÜN KONULARIM ALINTIDIR <<< ![]() |
|
|
|
|
#254 |
|
Sultan VI. Mehmed Vahdettin Han
Babası : Sultan Abdülmecid Annesi : Gülistü Sultan Doğduğu Tarih : 2 Şubat 1861 Padişah Olduğu Tarih : 4 Temmuz 1918 Saltanatın Ilgası : 1 Kasım 1922 Yurttan Kaçışı : 17 Kasım 1922 Sultan Mehmed Vahdeddin, otuzaltıncı padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı ve İmparatorluk tarihinde son kılıç alayı yapıldı. İyi bir eğitim alarak yetişti, çok zeki, okuduğunu hemen kavrayıp, anlamlar çıkarır, meseleleri tahlil edebilirdi. Ağabeyi Mehmed Reşad gibi şehzadeliği döneminde, devlet yönetiminde padişah idaresini yakından görmüş, tecrübe sahibi olmuştu. Sultan Vahdeddin, görev kendisine verildiğinde ne kadar ağır bir sorumluluk aldığını biliyordu. Atalarının yönettiğinden çok farklı bir duruma gelmiş bir devleti yönetecekti. Osmanlı ailesi, tek egemen güç olarak bu toprakları yönetmekle görevlendirilmişti. Onlar kendilerine verilen emaneti, tehdit ve tehlikelerden korumak, güvenlik stratejisine ulaşmak için gece gündüz, ay ve yıllarca mücadele etmişler, üç kıtaya yayılan bir İmparatorluk kurmuşlardı. Belki de tarihimizde 2 şehzade kardeş olarak en acı kaderi yaşamışlardı. Artık düşman uzaklarda değil, Anavatan’da, Anadolu coğrafyası içinde idi. Suriye’de Fransa, Irak’ta İngiltere komşumuz olmuştu. Bununla da yetinmemişler, Türkçülük hareketine karşı çeşitli bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızı devlet aleyhine isyana teşvik etmişler, birçok toprağını savaşmadan, elde etmeyi başarmışlardı. Vahdeddin, sadece bir şehrin sınırları içinde kalan toprakları yöneten adı “İstanbul Hükûmeti” olan bir devletin başı olmuştu. 10 Ağustos 1920 belgesinin imzalanması ile Anadolu’nun ortasında küçük bir coğrafî alanda Türklerin yaşamasına müsaade(?) edilmişti. Son padişah olarak etrafını çeviren düşmanlar yerine, yeni bir devlet kurmaya, yeni vatan oluşturmaya, ülkeye sahip çıkmaya çalışanlara, millî mücadeleye karşı olmak da O’nun en acı kaderi olmuştu. Millî mücadeleyi başlatanlar kazançlı olmuş, vatan kurtarılmış, bağımsız yeni bir devlet kurulmuş, artık O’na da yaşayacak bir toprak parçası kalmamış, çareyi kaçmakta bulmuştu. Sultan Vahdeddin, orta boyda, ince yapılı, açık tenli ve biraz soluk yüzlü idi ve sakalı yoktu. Kendini iyi yetiştirmişti. Arapça, Farsça okur yazar, fıkıh ilmini çok iyi bilirdi. Çok nazik ve son derece saygılı ve sabırlı idi. Çok fazla konuşmaz, kendisine anlatılanları ise hiç söz kesmeden sonuna kadar dinlerdi. Evhamlı olması, yakın çevresinin etkisinde kalması, milletini tanımaması ve güvenmemesi en büyük zaafı olmuş ve sonunu hazırlamıştı.
__________________
>>> AKSİNİ BELİRTMEDİKÇE BÜTÜN KONULARIM ALINTIDIR <<< ![]() |
|
|
|
|
#255 |
|
VI. Mehmet
Vikipedi & Osmanlı Devleti'nin 36. ve son padişahıdır. Mustafa Kemal Paşa yönetimindeki Milli Mücadele hareketi ile çatıştığı için vatan haini ilan edilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tahttan indirilmiştir. Mehmadül Hüseyn Vahidettin VI. Mehmet Padişahlık sırası 36 Saltanat süresi 3 Temmuz 1918 – 17 Kasım 1922 Önce gelen V. Mehmet Sonra gelen yok Doğumu 2 Şubat 1861 Ölümü 15 Mayıs 1926 Annesi Gulüstü Kadın Efendi Babası Abdülmecit Şehzadeliği Sultan Abdülmecit'in sekizinci oğlu ve kendisinden önce tahta geçen V. Murat, II. Abdülhamit ve V. Mehmet Reşat'ın küçük kardeşidir. Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetti. Abdülmecit'in kadınlarından Şayeste Kadın tarafından büyütüldü. Tahta geçiş sıralamasında çok aşağılarda olduğu için gözden uzak bir yaşam sürdü.Gençlik yıllarında gizlice medrese derslerini takip etmiş, bu özelliği ile tahta çıktıktan sonra kendisine arz edilen şer'i konulara müdahale edebilecek derecede yetkinleşmiştir.İlk evliliğini bu dönemde, ablası Cemile Sultan'ın sarayında görüp beğendiği Nazikeda Kadınefendi ile yapmıştır.Cemile Sultan, Nazikedayı evladından ayırmadığını, üzerine titreyerek çok itina gösterdiğini söylemiş ve üzerine başka bir eş almaması şartı ile Vahideddin'in talebini kabul edeceğini bildirmiştir.Vahideddin ablasının şartını kabul etmesine rağmen, Nazikeda'nın iki kız dünyaya getirmesinden sonra tıbben bir daha doğum yapamayacağı bildirilmesi üzerine eşininde rızasını alarak başka evlilikler yapmıştır. Ağabeyi II. Abdülhamit'in uzun padişahlığı sırasında, Çengelköy'de mimar Vallaury'ye yaptırdığı köşkünde münzevi bir hayat yaşadı. Diğer şehzadeler hakkında padişaha jurnal yazmakla suçlandı. V. Mehmet Reşat tahta geçtiğinde, Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi veliaht oldu. Yusuf İzzettin'in 1 Şubat 1916'da bir yurt dışı seyahatine çıkacağı gün henüz aydınlatılamayan bir şekilde intiharı üzerine Vahidettin veliahtlık makamına yükseldi. 1917 Aralık ayında yaveri Mustafa Kemal Paşa eşliğinde beş haftalık Almanya seyahatine çıktı. 3 Temmuz 1918'de Sultan Reşat'ın ölümü üzerine 57 yaşında tahta çıktı. Tahta çıkışından kısa bir süre sonra şöyle dediği anlatılır: "Ben bu makam için hazırlanmadım. Çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan layikiyle tahsil edemedim. Yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. Biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim. Fakat takdiri ilahi böyle teveccüh etti, bu ağır vazifeyi deruhde eyledim. Şaşmış bir haldeyim, bana dua ediniz.''Padişahlığı 1918 yazında tahta geçtiğinde iki büyük sorunla karşı karşıya kaldı: bir yandan, bir felakete dönüşen Birinci Dünya Savaşı'nı en az hasarla sona erdirmek; öbür yandan, 1913'ten beri imparatorluğa egemen olan İttihat ve Terakki rejimine karşı bir siyasi alternatif oluşturmak. Bu yüzden daha savaş bitmeden İngiltere ile bir ayrı barış için yapılan gizli temaslarda Vahidettin'in adı geçti. Tahta geçer geçmez, İttihat ve Terakki önderliğine muhalefetiyle tanınan Mustafa Kemal Paşa'yı Suriye Cephesi kumandanlığına atadı. 8 Ekim 1918'de savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa başkanlığındaki İ-T kabinesi istifa etti. İzzet Paşa'nın "artçı" kabinesinin de kısa sürede istifası üzerine Padişah yaşlı diplomat Tevfik Paşa'yı 13 Kasım'da sadrazamlığa getirdi. Mustafa Kemal Paşa ile Vahidettin'in yolları, ilk kez, Mustafa Kemal'in şiddetle karşı çıktığı bu atama nedeniyle ayrıldı. Tevfik Paşa hükümeti mütareke'yi izleyen zor günlerde pasif kaldı. Bunun üzerine Vahidettin 4 Mart 1919'da eniştesi Damat Ferit Paşa'yı hükümeti kurmakla görevlendirdi. Dönemin önde gelen kişilerince "deli"[3] ya da "budala"[4] olmakla suçlanan bu zat, ulusal konulardaki aşırı duyarsızlığı ile ünlüydü. Padişahın kendisinin, kızkardeşi ile evli olan Ferit Paşa hakkında "dünyada üç mel'un vardır. Bunlar bir sacayağıdır. Biri bizim hemşire, biri zevci olan Ferid, biri de oğlu Sami" dediği işitilmişti. [5]Buna rağmen padişahın Ferit Paşa'da ısrar etmesi, konuya dair yazan tarihçilerin hemen hepsinin ittifakla eleştirdiği bir konudur. Ferit Paşa hükümeti 15 Mayıs'ta özel yetkilerle Anadolu'ya gönderdirdiği Mustafa Kemal Paşa ile, Haziran 1919'dan itibaren çatışma içine girdi. Eylül 1919'daki Sivas Kongresi'nden sonra Osmanlı sarayı ve hükümetinin İstanbul şehri sınırları dışında bir etkisi kalmadı. 11 Nisan 1920'de Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idamına fetva alan Damat Ferit kabinesi, 31 Temmuz 1920'de istifa etti. İhtiyar Tevfik Paşa başkanlığında nötr kişilerden oluşan yeni kabine, 1922 Kasımına kadar görünürde hükümet etmeye devam etti.
__________________
>>> AKSİNİ BELİRTMEDİKÇE BÜTÜN KONULARIM ALINTIDIR <<< ![]() |
|
|
|
|
#256 |
|
Türkiye'den ayrılışı ve Sürgün Yılları İstanbuldan ayrılırken Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922'de İzmir'in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin askeri işgali altındaydı. 6 Ekim'de TBMM ordusunu temsilen Refet Paşa (Bele) komutasındaki bir askeri birlik İstanbul'a girdi. Bu günlerde basın organları Vahideddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular.Halk arasında bazı gruplar hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapmışlardır.Bu olaylar Vahiddin'in korkuya kapılmasına sebep olmuştur.1 Kasım 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı lağvetti. 4 Kasım'da son sadrazam Ahmed Tevfik Paşa istifa etti. 5 Kasım'da Refet Paşa, Babıali'deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliğ etti. 17 Kasım sabahı Vahidettin, küçük oğlu Ertuğrul Efendi ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi'nde demirlemiş olan İngiliz zırhlısı Malaya'ya iltica etti. İngilizler Vahidettin'in İngiltere'ye gelmesini kabul etmediği için devrik padişah bir süre Malta'da kaldı. 1922 sonunda Hicaz kralı Hüseyin'in daveti üzerine hacca gitti. 20 Nisan 1923'e dek Hicaz'da kaldı. İngiltere'nin baskısı üzerine buradan ayrıldı. Bir süre İtalya'nın Cenova kentinde yaşadı. 11 Haziran 1923'te San Remo kasabasında Mısır kraliyet ailesinden bir prensin maddi yardımıyla kiralanan bir villaya taşındı. Bu dönemde başlangıç bölümünü kendi el yazısıyla yazdığı, kalan bölümlerini yakınlarına dikte ettirdiği anılarını kayda geçirmiştir.İlginç bilgiler vermiştir.Kaçmadığını,hayatını emniyette görmediğinden vekili olduğu şanı yüce peygamberin yaptığını yaparak " Hicret " ettiğini belirtmiştir.Kızdığı anlaşılan bazı satırlarda " Kemalilerden, celalilerden kaçtım " gibi değişik ifadeler kullanmıştır.En büyük hatasının, dünürü Tevfik Paşa, Damad Ferit Paşa, İzzet Paşa, Ali Rıza Paşa ve Hulusi Paşa gibi devlet adamlarını sadrazamlığa getirerek bu kişilerden medet ummak olduğunu belirtmiştir. Milletin bugünkü rejimi ( Cumhuriyet idaresi ) kabul edip etmeyeceğini tarihi bir misalle ifade ederek şu ilginç örneği vermiştir " Emeviler döneminde Halife, Hazret-i Hüseyin'e karşı bir sefer düzenlemek için asker toplamak ister.Halifenin müşavirleri arasında bulunan sözü geçen bir zat ' Efendimiz müsaade ediniz ahaliyi bir tartayım test edeyim sonra size müşahedemi arz edeyim ondan sonra dilediğinizi yapınız ' der.Onayı alan zat şehirin meydanında halkı toplar ve " Ey ahali bu hafta Cuma namazı Salı günü kılınacaktır, herkes Camide toplansın. ' der.Halkın Cuma namazına niyet Camide hınca hınç toplandıpını gören vezir derhal huzura çıkar ve ' Efendimiz Cuma namazını Salı günü kılmayı kabul eden bu halktan asker toplayabilirsiniz.Katiyyen imtina etmeyiniz. 'der." 16 Mayıs 1926'da San Remo'da kalp damarlarının tıkanmasından dolayı 65 yaşında hayatını kaybetti.Alacaklıları olan yaşadığı semtin manavı ve kasabı cenazesine haciz koydurmuşlardır.Kızı Sabiha Sultan mücevherlerini satarak borçlarını ödemiş ve cenazesi üzerindeki haciz kaldıralarak, damadı Ömer Faruk Efendi'nin nezaretinde Beyrut'a getirilmiş, oradan Şam'a nakledilmiştir.II.Sultan Abdülhamid'in kızı Ayşe Sultan'ın ilk kocası olması hasebiyle ailenin eski damadı sayılan ,Suriye'nin o sıradaki Cumhurbaşkanı Ahmed Nami Bey'inde katıldığı, Suriye hükümetinin düzenlediği resmi bir törenle Şam'da Süleymaniye ( Selimiye ) Camii haziresine defnedilmiştir. Kişiliği Sultan Reşat ve Vahidettin döneminde uzun süre saray başkâtipliğinde bulunan Ali Fuat Bey'e göre Vahidettin,
Eşleri:
Emine Nazikeda Başkadınefendi İnşirah Hanımefendi Şadiye Müveddet Kadınefendi Nevvare Başhanımefendi Nimet Nevzad Hanımefendi Çocukları: Şadiye Müveddet Kadınefendi'den: Şehzade Mehmed Ertuğrul Efendi Nazikeda Başkadınefendi'den: Fenire Sultan (1888), Fatma Ulviye Sultan(Germiyanoğlu), Rukiye Sabiha Sultan(Osmanoğlu ![]()
__________________
>>> AKSİNİ BELİRTMEDİKÇE BÜTÜN KONULARIM ALINTIDIR <<< ![]() |
|
|
|
|
#257 |
|
şimdilik bukadar umarım beğenip yorum yaparsınız
kuzeyden Gelen tarafından (31.03.10 Saat 09:14) değiştirildi. |
|
|
|
|
#258 |
|
Harika bir dizi olmus,ilk iki sayfasini okudum.Devamini da okumaya her gun devam edecegim..Uzun zamandir boyle bir seri ariyordum..Forumumuzda nihayet olmasi beni cok sevindirdi.Emeklerinize saglik..
|
|
|
| The Following User Says Thank You to eylull For This Useful Post: |
![]() |
| İşaretlemeler |
| Seçenekler | |
|
|